
Faşizm, bir ırkın, bir ulusun, bir ideolojin bütün diğer ırklardan, uluslardan, ideolojilerden üstün olduğunu kabul ederek, kendi ideolojisine tabi olmayan herkesi ikinci sınıf vatandaş sayan, onlara yaşama hakkı tanımak istemeyen bir düşünce sistemidir. Bütün faşist sistemlerin ya da ideolojilerin temelinde, yarı ilahlaştırılmış, düşünceleri tartışılamayan, adeta kutsallaştırılmış bir lider bulunur.
Müntesiplerince bu kutsal lidere olan kalbi bağlılık, çoğu zaman kurumsallaşmamış bir din hükmündedir. Bu lider sevenlerince; dünyanın gelmiş geçmiş en büyük, en akıllı, en kabiliyetli, en merhametli, en yüksek karakterli lideri veya liderlerinden biri olarak görülür. Asla hata yapmaz. Hata yapmışsa bile bulunduğu şartların zorlamasıyla istemeyerek yapmıştır. Aslında dünyanın en demokratik lideridir fakat ülkenin içinden geçtiği olağanüstü şartlardan dolayı muhalefeti susturmak zorunda kalmıştır. Bu lidere, liderin icraatlerine ya da fikirlerine muhalefet etmek vatan hainliğiyle eş değerdedir. Lider hayatta ise, liderin iktidarı kaybetmesi; lider hayatta değil ise, ideolojisinden sapılması devletin çökmesi, milletin tarumar olması demektir.
Bu lider, dış düşmanları yenerek öce kahraman olur, daha sonra iç düşmanları yenerek devletin sorgusuz sualsiz tek sahibi, yani diktatör olur. Ama diktatör olsa, kimse ona diktatör diyemeyeceği için bir türlü diktatör olamaz. (Buraya dikkat; adam diktatör olsa zaten kimse ona diktatör diyemez, birileri diktatör diyorsa zaten diktatör değil demektir, nasıl ama!) Dış düşman yoksa, gerçekten savaşılacak bir Kurtuluş Savaşı olmamışsa bir şekilde zihinlerde üretilir. Durduk yerde, Marmaranın Mavi sularında ‘One Minute’da düşman yaratmak kadar kolay bir şey yoktur. Yıllardan beri dost ve müttefik olan bir ülke, iki günde devletin varlığını tehdit eden en büyük düşman haline gelebilir. Bu dış düşman bazen bir devlet, bazen değişik platformlarda müttefikin olan bir grup devlet, yerine göre kim ya da ne olduğu belirsiz hayali bir Üst Akıl, Siyonistler, Masonlar, Komünistler, ya da onun gibi bir şey olabilir. Dış düşman piyasası borsa gibi iner çıkar. Devletini yıkmak isteyen azılı düşman bir bakarsın dost ve müttefikin olmuş. Dost ve müttefik kabul ettiğin başka bir lider ise bir bakmışsın bir anda O-Rus-bu da ABD olmuş. Ulu Reis, Ata Önder gerektiğinde bu azılı düşmanlarla oturup konuşabilir, zahirde devletin aleyhinde gibi görünen antlaşmalar imzalayabilir ama bütün bunlar aslında devletinin ve halkının iyiliği içindir. Devlet yönetmenin inceliklerini bilmeyen biz cahiller bu gibi siyasi manevraları anlayamayabiliriz.
Faşist düşüncenin iktidar olduğu toplumlar mütemadiyen hainler, iş birlikçiler, ajanlar üretir. Dış düşmanlar çok flu, kaygan ve değişken olsa da, iç düşmanlar kolay kolay değişmez. Genelde emperyalist devletler, kim yada ne olduğu zamana, zemine göre değişen dış düşmanlar, bu Ulu Reisin hükümferma olduğu devleti kıskanır, bu devleti yıkmak için bitmez tükenmez entrikalar çevirir, devamlı ajanlar, iş birlikçiler yetiştirerek bu kutsal topluluğu bölüp parçalamaya çalışırlar. Bu iş birlikçiler bazen Komünist olur, bazen irticacı mürteciler, bazen de kuzu postuna bürünmüş bir Cemaat. Sayıları bazen milyonları bulan bu hainler, nedense içinden çıktıkları topluma kin besler, nedensiz bir şekilde devamlı kötülük etmek isterler. Ulu Reisin etrafındaki vatanseverler, Kurtuluş Savaşının zorlu günlerinde servetlerine servet katarken, bu hainler, karşılığında hiç bir şey almamalarına rağmen yine de vatanlarını satarlar. Assan da, kessen de, zindanlara tıksan da, topunu birden sürgün etsen, varil bombalarıyla köküne kibrit suyu dökmeye çalışsan da, bu hainler bir türlü bitmek bilmez. Dış düşmanlara ve vatan hainlerine karşı Ulu Reisle omuz omuza yıllarca birlikte mücadele etmiş kırk yıllık dostları bile bir bakmışsın hain oluvermiş. Bu hainlerin kriptoları olur, kriptolarının kriptoları olur, hainleri temizleyenler bazen hain çıkar, vs, vs. İşin bu kısmı iki ucu pis değnek gibidir, at izi, it izine karışır gider.