15 Temmuz Tiyatrosu

2017-02-15_2343

Darbe, silah zoruyla veya siyasi nüfus kullanarak Anayasanın askıya alınması demektir. Yönetimler meşruiyetini anayasadan alır; anayasayı rafa kaldıran veya Anayasayı açıkça ihlal eden bir idare meşruiyetini kaybetmiş demektir. Dolayısıyla, 17 Aralıktan sonraki günlerde yargıya yapılan darbe ile Türkiye’deki yönetim meşrutiyetini yitirmiştir. Asıl darbe 17 Aralık sonrası Anayasanın askıya alınmasıyla başlamış, 15 Temmuz’da ki kanlı darbe mizanseni ile tam teşekküllü bir darbe halini almıştır.

15 Temmuz darbe tiyatrosunda gelecek olursak; Türkiye’de başta laikler olmak üzere, pek çok farklı kesim gibi Hizmet insanı da aslında, 17 Aralık’tan sonra hırsızlardan hesap soracak, Anayasayı tekrardan ikame edecek bir darbe beklentisi içindeydi. Fakat böyle bir darbenin ordu içindeki şakirtler tarafından yapılmayacağı veya yapılamayacağı 15 Temmuz’a gelinceye kadar zaten aşikar olmuştu. Zira, Cemaat darbe yapacak olsaydı bunu 17 Aralık’tan, 15 Temmuz’a kadar olan süre içinde çoktan yapmış olurdu. Çünkü, bu süre zarfında, başta Emniyet ve Yargı olmak üzere, Cemaatin devlet kademelerindeki bütün üst düzey bürokratları uzaklaştırıldı, STV, Zaman, Kanal Türk ve Bugün gibi bütün etkili basın organları gasp edildi, şirketlerine, hastanelerine, üniversitelerine kayyım atandı, üst düzey abileri tutuklanmaya başlandı. Darbe yapmak isteyen Cemaat, darbe yapmak için kolu bacağı budanıncaya, devlet içindeki bütün gücünü kaybedinceye kadar neden iki buçuk yıl beklesin? Oysa, darbeyi halkın nazarında meşrulaştırmak ve başarıya ulaştırmak için en gerekli araç medyadır. Zaten, Cemaatin darbe yapıp Devleti ele geçirme gibi bir planı olsaydı, bunu 17 Aralık’da Erdoğanın da koluna kelepçe takmak suretiyle tereyağından kıl çeker gibi yapabilirdi, ama yapmadı.

Çünkü Hocaefendi’nin veya Cemaatin, Devleti ele geçirmek gibi bir planı asla olmadı. Devleti ele geçirmek isteyen bir insan, müntesiplerinin büyük çoğunluğuna neden öğretmen olmayı, dünyanın dört bir yanına göç etmeyi salık versin?

Kaldı ki Devlet 15 Temmuz’un karanlık yüzünün ortaya çıkmaması için her türlü tedbiri aldı. Daha darbenin ilk saatlerinde bizzat Erdoğan tarafından kara propaganda başlatıldı. Darbeyi herkes gibi televizyon başında haber alıp, duaya başlayan Hizmet insanları bir anda terörist ilan edildi. İnsafsız, ahlaksız, Allah’tan korkmaz bir güruh tarafından başlatılan linç kampanyası karşısında dehşete kapıldılar. Kanlı senaryo çok ustaca hazırlanmıştı. Daha önce Ordu İmamı diye basına reklam edilen, istihbarat raporlarına girmiş Adil Öksüz’e eşlik eden MİT görevlileri, yüz binlerce insanı bir anda terörist ilan etmeye yetecek bir kaç dakikalık görüntü aldırmayı başarmıştı. 17 Aralık sonrası yüzlerce alakasız insan tutuklanırken, yeri yurdu belli olduğu halde ne hikmetse Cematin ordu imamı diye ifşa edilen Adil Öksüz bir türlü tutuklanmamıştı.

Adil Öksüz 15 Temmuz akşamı kime imamlık yapmış, darbeyi yöneten Generallerden hangisine emir vermiş, oraya nasıl gelmiş, ayrılırken neden geldiği gibi değilde tarlalardan yürüyerek gitmek istemiş öğrenemedik. 15 Temmuz öncesi tefsir alimleri bile tutuklanır, ifadeleri 3-5 gün sonra alınır, saçma sapan iddialarla, tek delil olmadan tutuklanırken, Adil Öksüz yakalandıktan bir gün sonra ülkede kıyamet koparken savcılığa verdiği deli saçması ifadeyle Cemaat operasyonlarında baş rol oynayan bir hakim tarafından nasıl serbest bırakılmış anlayamadık.  

Darbeden bir kaç gün sonra bir KHK ile binlerce hakim, savcı ihraç edilirken, ordu imamı olduğu daha önce yazılıp çizilmiş, darbenin bu karanlık figüranının elini kolunu sallayarak çekip gitmesine müsaade eden bu hakim neden hala bu güne kadar ihraç edilmedi onu da anlayamadık…

Ama, siz kafanızı fazla yormayın. Ulu Öneriniz, Reis sizin yerinize düşünüp sizin adınıza kararı verdi bile; 250 sivilin ve bir sürü günahsız erin kanının döküldüğü bu karanlık darbe tiyatrosunu  o akşam evlerinden çıkmayan öğretmenler, akademisyenler, iş adamları, ev hanımları yapmıştı. Orduda 115 generali, binlerce subayı, emniyette on binlerce polisi olan Cemaat; çoğu ne olduğundan habersiz erbaş, topu topu 1,200 askerle darbe yapmaya kalkınca sap gibi ortada kalmıştı. Cumhurbaşkanının yaverleri dahil binlerce subay, on binlerce polis. 50 kusur bin sivil darbeye katılmamanın cezasını bugün işlerinden atılarak, tutuklanıp işkence çekerek ödüyorlar.  

 

Leave a comment