Cemaat’e Vurmanın Dayanılmaz Hafifliği

Gökhan Bacık’ın yazısı okunası bir yazı. Pek çok önemli noktaya değiniyor ama pek çok açıdan da problemli;

  • Öncelikle en son pragrafına katılmamak mümkün değil. Cemaati sürece kadar taşıyan yapı reforme edilmezse pek çok insanın Cemaatle ve dahi Hizmet’le olan bağının kopması kaçınılmaz olacaktır. Burada pek çok insan gibi ben de Cemaat ve Hizmet kavramlarının iki ayrı şey olduğunu düşünüyorum. Benim hiçbir yapıyla ilgim yok, bundan sonra münferit takılacağım gibi bildiri yayınlayan Bülent Keneş, Ahmet Bozkuş gibi pek çok arkadaş Cemaatle yani yukarıdan aşağıya hiyerarşik Cemaat yapısıyla bağlarını koparsalar da, Hizmet ideallerini halen koruyorlar. İçinde yetiştikleri dost/arkadaş çevresinden, kardeşlik ortamından kopmak gibi bir niyetleri yok.
  • Cemaat içinde yetişen çoğu gazetecinin stotukodan yana olduğunu iddiasi bence gerçeği yansıtmıyor. Çoğu nitelikli insan gibi gazeteciler de, yerine alternatif bir sistem gelene kadar stotukonun devam etmesinin daha hayırlı olacağını düşünüyorlar sadece. Hizmet’le gerçekten gönül bağı olan hiç kimse Hizmet Hareketinin dağılıp gitmesini arzulamıyor. Soğuk Savas döneminde olusturulmuş örgütlenme sistemi yavaş yavaş değişse de Gökhan Bacık gibi meseleye uzaktan bakan arkadaşları tatmin edecek kadar hızlı değil. Bu arkadaşlar akşam yattım, sabah kalktım değiştim türü bir reform bekliyorlar. Sosyal hareketlerde, hele hele dünyaya mal olmus bir hareketin kısa zamanda yeniden yapılanmaya çalışması, hareketin dağılıp gitmesiyle neticelenebilir. DW Muhammed Nation of Islam’ı bu şekilde Sunni çizgiye çekmeye calıştı, ama neticesinde küçük bir gurupla ayrılıp gitmek zorunda kaldı. Bir sohbet sırasında kızı Leyla Hanım da keşke yapmayı planladığı reformları daha uzun bir zamana yaysaydı diye hayıflanmıştı. Küçük bir kayığın yönünü bir kürek hareketiyle değiştirebilirsiniz ama koca bir gemiden o şekilde bir manevra beklenmez.
  • Sosyolojik açıdan herhangi bir olgu yada şahıs değerlendirilirken artı ve eksi yönleri ile birlikte değerlendirilir. Pozitif yönleri bir tarafa, olumsuz yönleri diğer tarafa yazılır ve meseleye bütüncül bakılır. Bir insanın, yada gurubun sadece olumsuz yönlerine odaklanırsanız melek gibi bir insanı şeytan gibi de resmedebilirsiniz. Hocaefendi hakkında kalem oynatan arkadaşlar, onun 80 yıllık ömrünü, davasını, ilmi birikimini, başarılarını nazara alarak bunu yapmak zorundalar. Hocaefendi’den bahsederken sıradan bir siyasi parti lideri gibi yada küçük bir derneğin başkanı gibi değerlendirmek bence haksızlık ve dahi saygısızlıktır. Neticede Gülen ilmiyle, takvasıyla, dava şuuruyla, aksiyon becerisiyle bütün ömrünü davasına vakfetmiş, hayatı ile davasını özdeştirmiş bir Hak Dostu; en az yirmi yabancı dile çevrilmiş yetmiş kusur eserin müellefi bir mütefekkir; Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında 2000’e yakın okul, yurt, universite, kültür merkezi açarak dünya çapında bir eğitim/öğretim/aydınlanma seferberliği başlatıp, milyonlarca gencin iyi eğitim almasına vesile olmus bir hareketin lideri, çok iyi bir şair, Türkiye’de ve dünyanın değişik yerlerinde farklı dinlerden/kültülerden insanın kaynaşmasını sağlamış engin gönüllü bir hoşgörü ve dialog kahramanıdır. Bütün bu özelliklerini göz ardı ederek, hesap versin, istifa etsin, vizyonu devleti ele geçirmekti gibi ifadeler en nazikçe ifadesiyle vefasızlık ve de saygısızlıktır.
  • Geçmişteki hadiseleri değerlendirirken ayak ayak üstüne atarak buyurgan bir tavırla, şunu şöyle yapsaydınız, bunu da böyle yapsaydınız diye ahkam kesmenin kimseye faydası olmaz. Çok biliyorsan buyur sen de dene boyunun ölçüsünü al derler insana. Milyonlarca insanı, ömurlerini vakfedecek bir davaya inandırıp, mobilize ederek, dünyanın dört bir yanında örgütlemek ve bunu yaparken, maksimum verim, sıfır hata, sıfır su-i istimal beklemek dogru değildir. Hocaefendi’nin basardığınğ bugün bütün imkanlarını kullanarak Türk Develtinin başarması mümkün değildir.
  • “Gülen’in önceliği hiçbir zaman cemaatin sivil boyutu olmamıştır” varsayımı yeminli Cemaat düşmanları tarafından her zaman dillendirilse de, Cemaatin içinden çıkmış ve objektif olmaya çalıştığını iddia eden bir akademisyenden duymak gerçekten talihsiz olmuştur. Bu iddianin hiçbir temeli yoktur. Hizmet Hareketinin amacı hiçbir zaman devleti ele geçirmek olmamıştır. Yetmiş kusur eserinde ve binlerce saatlik vaazında Gülen’in, bu varsayımı doğrulayacak bir ifedesi yoktur. Hizmet’e gönül vermiş insanların amacı ne Türkiye’de, ne de gidilen ülkelerde hiçbir zaman ele geçirmek, bütünüyle kontrol altına almak değil, temsil yoluyla ıslah etmek olmuştur. Bugün durmadan telin edilen mahrem örgütlenmenin amacı ordunun, yargının, brokrasinin ele geçirilmesi değil, tam tersine Cumhuriyet kurulalı beri devleti tekelinde tutan faşist/jokaben kiliğe karşı mütedeyyin Anadolu halkının haklarının korunması olmuştur. En temel hakları elinden alınmış, hiçbir şekilde kimliğini muhafaza ederek devlette var olmasına fırsat verilmemiş dindar halkın en masum şekilde kendini savunmasıdır o mahrem yapı. Kendini devrim muhafızları olarak konumlandırmış, ülkeyi saysız kez kana bulamış, onbinlerce faili meçhulu olan, ordudan çalınan cephanelerle paralel gayri nizami ordu kuran bir “mahrem yapıya” karşı savunma mekanizması olarak kurulmuştur o mahrem yapı. Bu mesele başka bir yazıya konu olacak kadar uzun. Cumhuriyetin kuruluşunu, Türk derin devletini ve devleti kuran jakoben ideolojiyi göz ardı ederek sadece Hizmet’in mahrem yapısını dile dolamak hiç de hakkaniyetli değildir. Dünya çapında 2000 okul, üniversıte, hastane, kültür merkezi, onca basın organı, basım evi, dialog hizmetleri, yardımlaşma dernekleri, kültür şölenleri, ortaya konulan binlerce ilmi eser, aldıkları terbiye ve eğitimle hayatları olumlu manada 180 derece değişmiş her dilden, her dinden, her ırktan milyonlarca öğrenci Gülen icin ikincil öneme haizdir gibi bir ifadenin hiçbir kıymeti yoktur.
  • Bacık’in tedbir konusunda söylediklerine katılmamak elde değil. Malesef şuuraltımıza yerlesmiş bu olgu, soğuk savaş döneminden bakiye kalmış kötü bir alışkanlık gibi bir türlü peşimizi bırakmıyor. Hizmet sayesinde köyünden kasabasından çıkmış, dünyanın en iyi üniversitelerinde eğitim almış ve bugün de halen Hizmet’de koşturmaya devam eden binlerce akademisyen arkadaşımız kendilerini ve ABD’de açmış oldukları kurumları Hizmet’le ilişkilendirmek istemiyorlar.
  • Kişilerden hesab vermelerini beklemek, yeniçeriler gibi adeta kelle istemek manasızdır. Hepimiz zamanın ve şartların çoçuğuyuz. Kırk yaşında bildiklerimizi, yirmi yaşında biliyor olsaydık, kırk yaşındaki olgunluğumuza yimi yaşında erişmiş olasydık hayatımız çok daha farklı olurdu, öyle değil mi? Bu süreçte öğrendiklerimizi 2013’de biliyor olsaydık hiç birimiz o gün davrandığımız gibi davranmazdık. İngilizce’de ölmüş atı kırbaclamanın faydası yoktur diye bir tabir var, dönüp dönüp geçmis hataların hesabını sormak anlamsız. Bu süreç hepimizi özellikle de Türkiye’dekileri değirmen gibi öğüttü, çiğnedi, yoğurdu ve olgunlaştırdı. Önemli olan bütün bu olanlardan ders alarak, Hizmet Hareketinin dünyadaki örgütlenmesini yeniden yapılandırmak. Bence yapılması gereken şey; yerelleşmek, kurumsallaşmak ve şeffaflaşmak. Birbirinden bağımsız yerel kurumlar, ülkeler bazında ve global çapta çatı kuruluşlarla birbirine bağlanıp, koordinasyonları sağlanabilir. Bülent Keneş’in bu konuda yayınladığı rapora müracat edilebiliir.
  • Gökhan Bacık, Ahmet Kuru gibi arkadaşların Cemaat müntesipleri tarafından aşırı tepki görmesinin asıl sebebi bence ortaya koydukları eleştirilerden ziyade, devam edegelen sosyal soykırıma karşı duyarsız kalmaları ve ortaya çıkan tablonun bütün sorumluluğunu Gülen’e ve Cemaat’e yıkmaya çalışmaları. Cemaat’i konu edindikleri yazılarında sanki Cemaat dört dörtlük Demokratik bir ülkede neşet etmiş gibi, Kemalist faşizmi, Türk Derin Devletini/Ergenekon’u, Siyasal İslamcı’ların ahlaksızlığını göz ardı ederek yaklaşıyorlar mevzulara. Bazı arkadaşları Gülen’i kusursuz görüyorlar diye eleştirirken, aslında kendileri de Gülen’den kendi kafalarında 2020’in Batı standartlarına göre oluşturdukları ideal bir CEO performansı bekliyorlar. Gülen bütün hatalarına, kusurlarına rağmen Türk ve dünya tarihine adını yazdırmış olan bir kameti bala, büyük bir mütefekkir, müthiş bir ilmi deha, yetenekli bir şair, Martin Luther King çapında bir sivil toplum hareket lideri, Mevlana çapında bir hoşgörü kahramanı, global ölçekte bir eğitim/öğretim/aydınlanma seferberliğinin öncüsü ve malesef aynı zamanda tarihte eşine az rastlanır şekilde iftiraların, karalamaların, hakaretlerin, küfürlerin hedefi olmuş bir mazlumdur. Liderlik ettiği galobal ölçekli Harekette tek bir aile ferdinin bile iltimas görmesine müsade etmemişken, Türkiye’deki bütün aile fertleri tutuklu bir insandır. Bütün ömrünü hiç bozmadan, Cemaatin genişleyen imkanlarından hiç etkilenmeden, aynı günlük planını muhafaza ederek, okulların beşinci katında ve Bacık/Kuru gibi arkadşaların muhtemelen çok kere misafir olduğu mütevazi bir Dergahtaö talebelerinin arasında geçirmiş bir Hak Dostudur Gülen Hocaefendi. Cemaat’in sivil kanadı onun için ikincil plandaydı, amacı devleti ele geçirmekti gibi varsayımlar, Elijah Muhammed gibi bir kalt lideriyle kıyaslamalar gerçekten sizce de çok büyük ayıp olmuyor mu?

4 thoughts on “Cemaat’e Vurmanın Dayanılmaz Hafifliği”

  1. 25 yildir ABD’de yaşayıp mahrem yapı hakkında bu kadar net konuşmak yazıyı çöp yapmış. New Yorktan demek donut eşliğinde her şeyi bilebiliyo insan vay be. O köprünün altından ne kadar su aktığını 2015 yılına kadar aktif mahrem hizmette bulunanlar gorduler ve biliyorlar. Mızrak çuvala sığmıyor boşuna debelenmeyin artık.. 15 Temmuzda olan şudur : Hizmetin mahrem kanadı Hulusi’ye de güvenerek darbenin icinde yer aldı. Hulusi geri çekilince dimdizlak ortada kaldı. Sonra da kumpas falan diye salağa yatmayı ve zamana oynamayı seçti. Geriye hallaç pamuğu gibi atılmış bir taban ve hariçten gazel okuyan ayağına taş değmemiş kibir abidesi abiler kaldı.. bu kadar basit. Mahrem hizmetler yazarın dediği gibi olsaydı keşke. Yine yalan söyleyen bir portre çizilmiş maalesef. Allah bilmiyor sanki.. Mahrem hizmettekiler suçlarını itiraf edip af dilemeden ve cezalarını çekmeden bu cemaate bereket mereket yeniden dirilme gelmeyecek, boş hayaller..

    Like

  2. Yazınızın altına imzamı atıyorum. Bence az bile yazmışsınız. Bu fikirler kesinlikle cahilikten, saflıktan kaynaklanmıyor. Bilinçaltı çıkıyor ortaya bu tür durumlarda. Demek ki derinlerde bir yerlerde bir hazımsızlık, bir diş bileme, bir fırsat kollama hissiyatı, ortam bulunca böyle sümbüllenip kafasını kaldırıyor ve bunları söyletiyor insana. İlerde çok mahçup olurlar bu kafada devam edenler.

    Like

  3. “Hizmet Zayiati” isimli kullaniciya cevabimdir.
    Iste sen de aynen herkes gibi ayni seyi yapiyorsun. Buyuk buyuk iddialar ve ithamlar uzerine hukum veriyorsun.
    “Mahrem hizmetler” diyerek istediginin seye “delil” gosterebiliyorsun.. Ama hic acamiyorsun neymis o “mahrem hizmetler”, kimlermis bunlar, tam olarak ne yapmislar, birilerinden emirler mi almislar, oyleyse bunlar kim, bu yapilanlar illegal mi?
    “Herkes biliyor bunlari” diyerek gecistiriliyor bunlar surekli. Acik acik soyleyin herkesin bildigi seyleri o zaman!
    Bir de o kadar acik 15 Temmuz’u anlattin ki.. Evet, cemaatten *bazi* kisilerin bu olayda bulundugu dogru, ama bir cok cemaatci de bizzat darbeyi onlemek icin calisti, mahremlerden uzakmiydi bunlar? Oyleyse neye gore bunu biliyorsun?

    Like

Leave a comment