Münferitçilere Dair

Gayrimemnunların Yadsınamaz Gücü ve Sosyal Medyadaki Psikolojik Harp Sloganları:

Gayri memnunların beşer tarihi boyunca müspet bir icraatları

gösterilemese de, yıktıkları  devletler sayılmayacak kadar çoktur.

Ölçü ve Yoldaki Işıklar

Sosyal medyada kendilerini mahallesiz olarak tanımlamaya çalışan ama daha önce İsa Emin’in açmış olduğu Münferit Fikir Platformu etrafında kendi mahallelerini kuran Münferitçilerin (yada artık kendilerini nasıl tarif etmek isterlerse) evirip çevirip ısrarla tekrarlayarak kamuoyuna mal etmeye çalıştıkarı içi boş bazı argümanlar var. Bu gurubun büyük çoğunluğunu süreç sonrası Cemaat’ten ayrılmış mağdurlar oluştursa da, önde gelen bir kısmının istihbarat elemanı olduğuna yada en azından istihbarat tarafından devşirilmiş muhbirler olduğuna şüphe yok. Bunların asıl amacı, baskı ve zulümle bir türlü dağıtamadıkları Hizmet Hareketini içeriden yıkmak. 

Bu arkadaşların ortak özellikleri, hemen hemen hepsinin müstear isim kullanıyor olması. Devlet zulmüne uğramış insanların kendilerini ve ailelerini korumak için sahte hesapların arkasına gizlenmesi  anlaşılabilir bir durum ama, 7/24 Cemaat aleyhinde yazan, 15 Temmuz hakkında devlet söylemini ayniyle kabul eden bu hesapların, birkaç istisna hariç hepsinin kendini gizlemek istemesi enteresan. Ya yaptıkları çirkefliğin farkında olarak eski dostlarına, arkadaşlarına mahçubiyetten dolayı gerçek kimlikleriyle ortaya çıkamıyorlar, yada geçmişleri karanlık ve Cemaat’e atfetmeye çalıştıkları bir kısım suçların gerçek failleri oldukları için. Bir kısmı ise zaten bizzat Propaganda Bakanlığı tarafından istihdam edildiği için kimliksiz saldırması anlaşılabilir bir durum. 

Ben bu yazıda, bu hesaplar tarafından ısrarla Cemaat müntesblerine yutturulmaya çalışılan propaganda amaçlı bazı PH sloganlarının aslına ne kadar saçma ve içi boş argümanlar olduğunu anlatmaya çalışacağım.

1- Devlete savaş açtılar:

Devlete savaş açmak ne demek? Mesela bir insan yada bir gurub ne yaparsa devlete savaş açmış olur? Yada devlet, kendisine savaş açılamayacak kadar kutsal birşey midir? Devletin hesap verilebilirliğini, hukukun üstünlüğünü savunmak devlete savaş açmak demek midir? Batı’da insan haklarının gelişmesi hep devlete açılan savaşlar sayesinde mümkün olmamış mıdır? Rosa Parks, Martin Luther King, Malkom X, Muhammed Ali devlete savaş açarak devleşmiş şahsiyetler değil mi? Devlet vatandaşlarına hizmet vermek için kurulmuş bir örgütlenme iken, devleti kutsamak niye? Cemaat gibi kırk yıl boyunca eğitime yatırım yapmış ve bu konuda uluslararası başarı kazanmış bir STK’ın devlet üzerinde bir lobi gücünün olması ve bu gücü kendi ideolojisi yönünde devleti ıslah edecek şekilde kullanması kadar doğal bir şey var mı? Hemen burada madem Cemaat STK’dı, neden devlet içinde gizli örgütlendi, STK’ların mahrem imamları olur mu diye itiraz edecek arkadaşlar Mahrem Yapıya Dair yazımı tekrar okusunlar. Velhasılı kelam, bir vatandaşın, bir şirketin, bir cemaat/tarikat yada STK’nın teröre ve şiddete bulaşmamak kaydıyla, her şekilde ‘devlete savaş açması,’ devletle yaka paça olması, devleti dava etmesi en temel hakkıdır. Bunun aksini savunanlar otokratik 3. dünya ülkesi vatandaşlarına has maraba psikolojisinden kurtulamamış eziklerdir.

2- Elebaşları kaçtı, olan masumlara oldu:

Önü arkası düşünülmeden sarf edilen saçma sapan bir laf. Cemaat’de kimler ele başıdır, kimler tabandır ayrımı yapmanın imkansızlığı haricinde, devlet zulmünü görmezden gelen, meşrulaştıran soykırımcı bir ifade. Bir kere ‘kaçmak’ daha doğrusu ‘sürgüne gitmek’ öyle Münferitçilerin iddia ettikleri kadar kolay birşey değil. Legal yollarla da olsa, Ege’den-Meriç’ten canını ortaya koyarak da olsa, Türkiye’deki varını yoğunu elden çıkarıp, eş-dost-akraba bütün sevdiklerini geride bırakıp, kariyerini sıfırlayarak bir bilinmeze yelken açmak herkesin göze alabileceği bir zorluk değil. Bir şekilde kaçabilenlere ‘elebaşı’ yaftası yapıştırıp, sürgün hayatının binbir güçlüğünü görmezden gelerek  ‘keyifleri yerinde’ diye çemkirmek; öte yandan kaçamayanlara, haklı sebeplerle kaçmayı göze alamayanlara yada kaçmak isterken boğulup şehit düşenlere duyar kasmak, güya onların hakkını savunduğunu iddia etmek ahlaksızlığın dik alası değildir de, nedir? Devletin Cemaate karşı bir cadı avı başlatacağı, 17-25 Aralık sonrası zaten aşikar olmuştu. Daha o zamandan Cemaat’in okullarına, üniverstelerine, kayyumlar atanmaya başlamış, 2015’te bütün medyası gasp edilmiş, şehir/bölge sorumluları tutuklanmaya başlanmış, gazetecileri sürgüne zorlanmıştı.  Bu süreci iyi okuyan ve pasaportunda vizesi olanlar taban/tavan (bu tanımlamanın saçmalığı ayrı konu) ayrımı olmaksızın zaten kaçtılar, yada sürüldüler. 15 Temmuz kumpasından sonra ise bir can pazarı yaşandı ve insanlar işsiz, aşsız kalmak, haksız hukuksuz yere yıllarını hapislerde yada gaybubette geçirmekle, hem kendi hem de çocuklarının canlarını ortaya koyarak Meriç’ten-Ege’den kaçmak arasında bir seçim yapmak mecburiyetinde kaldılar. Göze alıp kaçabilen mağdurlarla, imkan bulamayıp kaçamayan mağdurlar arasında bir ayrım yaparak fitne çıkarmaya çalışmak eğer Yenimahalle taktiği değilse, tam bir münafık stratejisi.

3- Filler tepişti, çimenler ezildi:

Öncelikle ortada filler falan yok, ortada vatandaşlarına zulmeden bir mafya-terör devleti ve bu devlete karşı haklarını savunmaya çalışan mazlumlar, mağdurlar var. Tiranlıklar, diktatörlükler her zaman düşman/hain/satılmış/işbirlikçi konsepti üzerine kurulur. Sisteme biat etmeyenler ötekileştirilir, şeytanaştırılır ve en sonunda insan-dışılaştıtılır ki, toplumu geri kalanı Tiran’ın etrafında kenetlensin, zulüm kendilerine gelinceye kadar zulme göz yumsun, hatta destek versin. Firavun ve avaneleri bile yaptıkları zulmü meşrulaştırmak için şöyle diyordu “Bunlar, sizi sihirleriyle yurdunuzdan çıkarmak isteyen ve en ideal yaşam düzeninizi ortadan kaldırmak isteyen iki büyücü!” Eğer Cemaat müntesipleri “Cemaat fili” ile Erdoğan fili arasındaki tepişmeden mağdur olduysa Ahmet Altanlar, Osman Kavalalar, Selahattin Demirtaşlar hangi fillerin tepişmesinden mağdur oldu? HDP yöneticileri PKK’yla devlet arasıdaki tepişmenin kurbanı mı yani? Dolayısıyla ortada ‘filler’ falan yok, ortada haram yiyerek yoldan çıkmış, daha sonra zulümle iyice azıp kudurmuş bir goril var.

4- Önden kaçıp, masumları ateşe attılar:

Yine içi boş aptalca bir slogan. Bu sloganla demek istedikleri şey; darbe yapmayı planladılar ama kendileri risk almamak için kaçtılar, darbe başarılı olsaydı geri döneceklerdi, başarılı olmayınca orada kaldılar, olan da Türkiye’de kalan masum tabana oldu. ‘Kaçmanın’ öyle bir haftalık tatile gidiyormuş gibi birşey olmadığını zaten yukarıda anlattık. Bunun ötesinde, “darbe yapacağız, ama ya başarılı olmazsa, n’olacak” diye darbeye kalkışılır mı? “Allah’ım darbeye kalkışıyoruz, bir planımız falan yok, ama n’olur başarılı olsun, başarılı olmazsa yandık” diye darbe mi olur? Kaçmayı düşünen adam darbe planlar mı, darbe yapılacağına, rejimin yıkılacağına inanan adam kaçar mı? Hem kaçtılar, hem de darbe yaptılar gibi abidik gubidik bir argüman olabilir mi? Darbe planlayanlar “ya başarılı olmazsa” diye kaçtıysa, Akıncılar’da yakalananlar ne oluyor? Durmadan yakalanan “mahrem imam” haberlerine konu olan insanlar neden kaçmamış? Yoksa, “önden kaçtılar” diye çemkirdiğiniz benim gibi Türkiye’yi 27 yıl önce terk etmiş olanlar mı? Aptalca argümanlar… 

5- Kendileri hesap vermemek için hukuksuzluğun bitmesini istemiyorlar, masumların arkasına saklanıyorlar:

Yine Yenimahalle sakinleri tarafından bilinçlice ortaya atıldığını tahmin ettiğim başka bir psikolojik harp sloganı! Durmadan hesap verecekler, hesap soracağız diye çemkiren arkadaşlara şunu sormak istiyorum: Siyasetin köpeği olmuş saray yargısının, işkencelerle, uyduruk gazete küpürleriyle, tehditlerle, ep’lerle, soykırımla soramadığı hangi hesabı soracaksınız? Bu sloganın iki yönü var:

i- Öncelikle hukukta suçlar bireyseldir. Suç işleyen birinin suçu, masum bir insan hapse girdi diye affedilmez, unutulmaz, içeriği hafiflemez. Kendi izlerini kaybettirmek için “herkese ByLock yüklediler,” “herkesi sendika üyesi yaptılar,” “herkese Bank Asya’da hesap açtırdılar” gibi embesilce argümanlara muhtevi bu sloganın hukuktaki yeri çöptür! Bir insan, adam öldürdüyse, rüşvet yediyse, darbeye bulaştıysa, yada ağızlara sakız olduğu şekilde soru çalınmasında rol oynadıysa ve suçu delillerle sabit olduysa, Türkiye’de yüzbin masum da hapse atılsa, bir milyon insan da fırınlarda sabun yapılsa, suçu unutulmaz, hafiflemez, suç olmaktan çıkmaz! Asıl sorulması gereken soru; eğer Cemaat’in karanlık yüzü ortaya çıktıysa, suça/darbeye bulaşanlar tespit edildiyse masum insanlardan ne istiyorsunuz? 

 

ii- Mahrem hizmetlerle ilgilenmiş insanların devlet içinde fiili olarak bir yetkisi olmadı. Kamuoyuna “Mahrem İmamlar” diye afişe edilen bu insanların görevi devlet kurumlarında görev almış Hizmet müntesiplerinin manevi olarak beslenmelerini sağlamak, mesleki olarak da kendi aralarındaki işbirliğini ve koordinasyonunu sağlamaktı. Yine bu meseleyi, Cemaat’in bir suç örgütü olduğuna delil olarak sunmak isteyenler önce şu yazıyı okusunlar. Dolayısıyla, eğer bu insanlara bir suç atfedilecekse bunu devlet kurumlarında vazife yapmış muvazzaf memurların işledikleri suçlardan bağımsız düşünmek ve ispat etmek mümkün değildir. 17-25 Aralık ve 15 Temmuz sonrası tutuklanan ve bir kısmı müebbet hapse mahkum edilen bu polislerin, savcıların, hakimlerin, bürokratların bugüne kadar hangi suçu ispat edilmiş de, siz Cemaat’in karanlık yüzünden bahsediyorsunuz? En basitinden 17-25 Aralık sürecinde rol oynamış hangi polisin, hangi savcının, hangi suçu dava dosyalarında sübut buldu da, siz bu insanlarla teşriki mesaisi olan sivilleri yargılayacaksınız? “Ergenekon davalarında sahte delil üretildi” iddianızı destekleyecek hangi dava var görülen? “Soru çaldılar” iddianızı neden mahkeme kararlarıyla destekleye miyorsunuz? Bu konuyla alakalı açılmış tek bir dava ve bu davada ep’ten yararlanmak isterken verdiği ifadeleri daha sonra inkar eden tek bir kişi soru çalmaktan dolayı ceza almış. Eğer inkar edilemeyecek şekilde soru çalındığı aşikarsa ama bir türlü failleri bulunamıyorsa, bunun tek bir açıklaması olabilir; o da bütün diğer faili meçhul suçlarda olduğu gibi, gerçek failler şu anda hala görevlerine devam ediyordur ve devlet tarafından korunuyorlardır!

6- Mağduriyetlerden besleniyor, mağduriyetlerin sona ermesini istemiyorlar:

Şimdiye kadar saydığımız argümanlar arasında en adicesi, en kalleşçesi ve de en iğrenci de bu! Evini-yurdunu-sevdiklerini terk edip, sürgünde hayata tutunmaya çalışan hangi insan ülkesinin hukuka dönmesini istemez, alnına çalınmış ‘vatan haini’ lekesinden kurtulmayı arzulamaz? Ailesi dağılmış, eşinden-çocuklarından ayrı düşmüş hangi insan ülkesindeki zulmün sona ermesini istemez? Benim gibi Türkiye’den çok önce ayrılmış ve zulümden minimum seviyede etkilenmiş insanlar bile yedi-sekiz yıldan beri vatan hasreti çekiyor, çoçukları dedesiz, ninesiz, Türkiyesiz, Türkçesiz büyüyüp gidiyor diye kahroluyorken ve mağdurların yaralarına çare olabilmek için her ay milyonlarca dolar muavenet gönderiyorken, Türkiye’deki zulmün devam etmesinden ne gibi bir menfaatleri olabilir? Ey akıl fukarası ahlaksızlar, benim bir akrabam, bir arkadaşım Türkiye’de hapse atılınca, bir mazlum hapiste işkence görünce, bir kardeşim Meriç’te şehit düşünce bana burada para mı veriyorlar? Şeytanları bile utandıracak kadar iğrenç algınız batsın!